AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Laurà Schatten.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Laurà Schatten
Gryffindor, VII. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 7
Galleon : 11
Kayıt tarihi : 19/08/09
Savaş Tarafı : Dark Side.

Kişisel Bilgiler
Quidditch Konumu:
Özel Yetenek: Belirlenmedi.

MesajKonu: Laurà Schatten.   Cuma Ağus. 21, 2009 3:57 pm

Karanlıklar içinde bir yolda ilerliyordu. Karşısında duran Karanlık İşaret, ortamın hâkimiyetini üzerine çekmişti. Yemyeşil ışığı ile her yeri kapsıyordu. Laurà avucunu gererek elini karanlık işarete doğru açtı. Yeşil ışık eline çarptıkça güçlendiğini her zerresinde hissediyordu. Munzur, yaramaz ve hayta bir çocuk gülümsemesiyle dudakları gerildi. Elini sert bir şekilde indirerek karanlık yolda yürümeye devam etti. Önünde her hangi bir engel yoktu. Gitmesini engelleyecek, yolunu kapatacak hiçbir şey yoktu. ‘ Artık güçlüydü. Kimse engel olamazdı’ düşünceleri beyninden eksilmiyordu. Fakat bir gariplik sezmekteydi. Sadece ellerini hissediyordu. Vücudu sanki yok gibiydi. Elleriyle gövdesine bastırmasıyla boşa sallaması bir oldu. Sadece başı ve kolları vardı. Gövdesi yok olmuştu. Çığlığı basarak koşmaya başladı. Ayağı ağaç köklerine takılıp düştüğünde soğuk zemine çarpan gövdesini hissedince içine serin sular serpiştirilmiş gibi oldu. Derin bir iç çekere başı önünde ayağa kalktı. Kafasını kaldırdığında Caine karşısında cani bir gülümseme ile duruyordu. Sarı ve kısa kesilmiş saçlarından aşağı kocaman, yuvarlak bir yara izi alnını geçip ölü ve yarı kapalı bir gözünün üzerinden ağzının köşesine dek iniyordu. Ağzı, bir kumarbazın ya da genelev patronunun çok bilmiş sırıtışını takınıp kalmıştı. Yanaklarından biri düzgün ve hala diri; diğeri tıpkı bir ağacın kütüğü gibi buruş buruştu. Sağ gözünün altında bir iyileşmeye yüz tutmuş delik vardı. Asayı tutan genç elleri hiç titremeden yere paralel bir şekilde duruyordu. Gözlerini Laurà’nın gözlerine doğru dikmişti. Dudaklarını hafifçe aralayarak sıktığı dişlerini Laurà’ya göstererek asasını doğrultu.
“ Tekrar benim olacaksın Melody…”
“ Senin olacağıma kokuşmuş ve içinde böceklerin kol gezdiği kara toprağın olurum daha iyi Caine. Hayatımdan defol! “ diyerek cübbesinin iç cebinden hiçbir zaman ayırmadığı asasını aradı. Fakat bu sefer yerinde yoktu. Gözlerini tekrar Caine’e çevirdiğinde pis bir şekilde sırıtıp bunun kendi işi olduğunu idda eden bakışlarını üzerinde hissetti. İçten içe küfür ederek geri geri gitmeye başladı. Caine, Laurà geri geri çekilirken adımlarını biraz daha hızlandırmıştı. Laurà’nın alnında misket şeklinde biriken ter damlacıkları yavaş yavaş gözüne doğru ilerleyerek acı yüklüyordu. Gözlerini kırpıştırarak acıyı yok etmeye çalışsa da asıl acısının başlayacağından haberi olmayarak derin bir nefes aldı. İçindeki havayı dışarı verirken sol göğsünde pır pır atan kalbinin sıkıştığını hissetti. Çok büyük bir acıydı. Bu sefer daha keskin, daha derinden ve daha nefes kesici bir acıyla karşı karşıyaydı. Her iki elini de sol göğsünün üzerinde birleştirip, acısını dindirmek için bastırdı. Kafasını boynunun arasına sıkıştırır gibi yere eğdi. Her nefes aldığında kalbine bıçak saplanıyor gibi bir acı biniyordu. Dizleri daha fazla bu acıya dayanamayarak yere çakıldı. Diz kapakları giydiği elbise yüzünden açık kalmıştı. Yere çakıldığı anda yerde bulunan küçük çakıl taşları dizine saplanmıştı. Bir kez daha inleyerek kafasını göğe doğru kaldırdı. Karanlık işaret uzaklaşıyor, yok oluyor ve kayboluyordu. Bir kez daha kendinden emin bir şekilde ayağa kalktı. Ellerini göğsünden çekerek gözlerini aç bir yılanın avına göz dikişini andıran bir tavırla kıstı. Parmaklarını avucuna doğru kapattı. Uzun tırnakları avucunun içine işliyordu. Sallanarak Caine’e doğru yaklaştı. Gittikçe yaklaşıyor içindeki değişik duygular depreşiyordu. Bir yandan aşırı derecede kaybolma korkusu bir yandan da cesaret duygusu her bir yanını kaplıyordu. Neredeyse Caine ile burun buruna gelmişlerdi. Dudaklarını gerginleştirerek haince gülümsedi.
“ Burada buram buram intikam kokuyor.”
“ Yakında senin cesedin kokacak.”
“ Orası hiç belli olmaz. Çık hayatımdan…”
“ Ancak sen yok olduğunda sevgilim!”
“ Ben senin sevgilin değilim aptal! Avada…”
Sözlerini tamamlayamadan Caine’in asasının ucundan çıkan yeşil renkli ışık huzmesi Laurà’nın üzerine doğru geldi. Geriye doğru savruldu. Kendini boşlukta yok oluyormuş gibi hissetti. Ölüm kokusunu ciğerlerine çekerken yaşadıklarını anımsayarak Caine’i tanıdığı güne lanet etti… Tamamıyla hayattan umudunu kesmek üzereydi. Kalp atışlarının yavaşladığını hissediyor ve duracağı zamanı beklemekten başka bir şey yapamıyordu…
“ Laurà ?”
Derinden gelen bir erkek sesinin adını sayıkladığını duyabiliyordu. Dudaklarını kıpırdatmak istiyor fakat hiçbir şey yapamıyordu. Ses çok tanıdıktı. Ses çok yakın, çok sevdiği sesti. Karanlıkların efendisi… Dark Lord, Laurà’a sesleniyordu. Bir şeyin üzerine doğru eğildiğini hissetti. Göz kapaklarını biri uzun, ince parmaklarıyla aralamaya çalışıyordu. Gözleri tamamıyla açıldığında karşısında Lord’u gördü. Gülümsüyordu. Fakat farklı gülümsüyordu. Gülümsemesinde sevgi ve tutku vardı. Elleri, Lord’un avucundaydı. Gülümseyerek yüze minnettar bir şekilde baktı. Konuşmaya çalışıyor ama beceremiyordu. Lord, O’nu anlıyormuşçasına bakıyordu. “ Canını sıkan her neyse geçecek Laurà.” diyerek birden yok olan Lord’un arkasından çığlıklarını içine basmak canını yakıyordu…
~
“ Olamaz !” diyerek yatağında zıplayan Laurà alnında biriken ter damlacıklarının yanağında süzüldüğünü hissetti. Sinirlenerek elinin tersi ile terini sildikten sonra yatağından fırladı. Side of Darkness hanının bar bölümünde bulunan küçük bir bölümde yaşıyordu. Terden üstüne yapışan elbisesini vücudundan asılarak bara doğru yöneldi. Barın iç bölümlerinde bulunan raflarda Ateş Viskisi stokları bulunmaktaydı. Bir şişe Ateş Viskisi alarak arkasını döndü. Bardakların bulunduğu raftan bir kadeh alarak Ateş Viskisi doldurdu. Fondip yaparak kafasına diktiği kadehte yüzü kaybolmuştu. Kan kırmızısı renginde olan viski boğazından geçerken değişik bir acı veriyordu. Kadehi tezgahın üzerine koyarak asasını çıkardı. Barın tam ortasına geçerek asasını salladı. “ Akla pakla.” diyerek barın düzene girişini seyretti. Asasını kendisine çevirerek bir iki büyü mırıldanıp üstündeki ter kokusunu yok etti. Daha farklı ve daha güzel bir elbisenin üzerinde oluşumunu izlerken gülümseyerek içeriye birinin girdiğini duydu. Bara birkaç defa bakındıktan sonra kapıya doğru yöneldi. Barın çift kapısının tam ortasından kafasını çıkararak girişe baktı. Dark Lord’un içeri girdiğini görünce barın kapısını açarak “ Hoş geldiniz Lord’um” dedi. Referansa geçerek Lord’un bara girmesi için kapıyı geriledi…

~
Lord’un gözlerini, koyu renkli gözlerinden ayırmadığını fark edince içinde bir ukde oluştu. Yutkunarak kalp atışlarının hızlanışını dinledi. Kötü bir şey yapmış hissine kapılmıştı. Gözlerini Lord’dan ayırmaya korkuyordu. Yavaş yavaş ve gözlerinin derinliklerine inerek yaklaşan adamdan aşırı derecede korkuyordu. Gerilemek istiyor fakat; O’nu öldüreceğini bildiği için, saygıda kusur göstermekten başka bir şey yapamıyordu. Lord’a karşı yıllardır değişik duygular hissediyordu. Gözlerinde sevgi dolu bakışlar vardı fakat, yavaşça kendisine yaklaşması korkusunu arttırmaktan başka bir işe yaramıyordu. Sol elinin, Lord’un sağ eli tarafından kavrandığını hissettiğinde gözlerini Lord’dan ayırarak bileğine baktı. Başından aşağıya kaynar sular dökülür gibi olmuştu. Eli ayağı bir birine dolanacak diye korkusundan olduğu yere sabitlenmişti. Tekrar gözlerini Lord’a dikerek karanlık gözlerde kayboldu. Çok derinlerde bir şeylerin olduğunu sezebiliyordu. ‘ Bir şeyler söyleyecek. Benim bildiğim bir şeyler…’diyen iç sesini dinlemeye çalıştı. Kalbinin atışı daha da hızlanmıştı. İlk kez Lord’a bu kadar yakın olmuştu. Dili, damağı kurumuş, su içme isteği bütün bedenini sarıp sarmalamıştı. Derin derin nefes alarak bekliyordu. Lord’un gözleri, hâlâ gözlerinin içindeydi…
“ Canını sıkan her neyse geçecek Laurà.”

Nefesi kesilmişti. Ne diyeceğini bilemeyerek, kocaman açılmış gözlerle Lord’a bakmaya devam etti. Eğer gözlerini kırparsa, her şeyin yok olacağına inanarak bu anı bozmamak için sadece Lord’a odaklandı. Rüyası… ‘ Yıllardır rüya görüyorsun Laurà. Bunda şaşılacak ne olabilir ki? diyen içindeki sese, ‘ Bu sefer farklı. Bu… Hayal gibi’ diyerek karşılık verdi.

Lord’un parmakları, elini bırakırcasına gevşedi. İçinde burukluk duygusu öne çıkmıştı. Tam gözlerine hücum eden göz yaşlarını durdurmaya çalışırken, Lord’un parmaklarını, parmaklarının arasında hissetti. Elinden sıkıca tutmaya başlamıştı. Gözleri hâlâ gözlerinin içerisindeydi. Sanki yokluyor gibiydi. Geriye dönerek odaya doğru ilerleyen Lord’un ellerini sıkı sıkı tutarak eşlik etti. Yürürken yanında durmaya özen gösteriyor, adımlarını Lord’a uydurmaya çalışıyordu. Oldukça büyük adımlar atan Lord’a yetişmekte zorlanıyordu. Lord’un birinci adımda geldiği noktada, Laurà ikinci adımda geliyordu. Bacaklarının uzun olmasına rağmen, bu kadar hızlı yürümeye hiç alışık olmadığı için zorlanıyordu. Lord’un ellerini destek olurcasına sıkıyor, gücünü parmaklarının arasındaki kusursuz elden almaya çalışıyordu. Sadece hayallerinde görebileceği bu anı, her duygusuyla yaşıyordu. İçten içe kavruluyor, etrafa gülücükler saçarak koridoru kat ediyordu. Kendini bir kuş kadar hafif hissediyor, kelebek kadar özgür görüyordu. Side Of Darkness’daki Lady ve Lord’a özel yapılmış olan geniş odalardan birinin kapısını sonuna kadar açan Lord’un yanında içeri girdi. Odanın kenarında bulunan ikili koltuğa doğru yöneldiler. Lord, kendini atarcasına koltuğa oturunca, O’nun da oturması gerektiğini anlayarak yavaşça bedenini koltuğa bıraktı. Sol elindeki asasını kapıya doğrultup, kapının kapanmasını sağlayan Lord’dan bir an olsun gözlerini ayırmıyordu.

“Şuan konuşmak istemediğini biliyorum Laurà. Fakat zamanı geldiğinde, hazır olduğunda, bu konuyu konuşacağız.” diyen Lord’un yüzündeki sahte gülümsemeye, içten gülümseyerek karşılık verdi. Konuşmaya korkuyordu fakat, kendine hakim olamayarak “ Peki Lordum. Siz nasıl uygun görürseniz...” diyerek dudaklarını küçük çocuklar gibi bükerek gülümsedi. Peki, ne için bu odaya gelmişlerdi… İçinde canını yakan bir şeyler olduğunu hissetti. Lord’un gözlerinin içindeki hava değişmişti. Yine karanlık, asil ve ciddiydi. Ses tonuna yansıyacağını hissederek umutlarından sıyrılarak kendine ciddi bir hava vermek istercesine yerinde kıpırdandı. Elleri, hala Lord’un ellerinin içindeydi. Sanki Lord, bunun daha iyi bağıntı kuracaklarına inanmış ve ellerini bu yüzden hâlâ bırakmamıştı. O’nun ellerini, ellerinin içinde bir kez daha hissetmek içinde kelebeklerin uçmasına neden olmuştu. Lord, farklı biriydi…
“Chlebos hakkında bir takım bilgiler edindim; ancak şimdi bunu değil, önemli olan başka bir konuyu konuşacağız.” diyerek gözlerinin içine sert bakışlar fırlatan Lord, bir yandan da göz temasını kesmiyordu. İçinde korku dolu duygular bedenini hapsediyordu. Sırtından soğuk terlerin aşağıya doğru indiğini hissedebiliyordu. Ayaklarının titrediğini fark etti. Ne konuşabilirdi ki… ?
“Bir savaşın yaklaştığını kestirmek zor değil. Yasak Orman’daki kurt adamlarla vampirleri, bizim saflarımızda görmek istiyorum. Onları, Karanlık Taraf’a çekmeliyiz ve bunu en iyi şekilde yapacak kişi de sensin Laurà.”

Canının bir kez daha yandığını hissetti. Bunu fark ettirmeyerek, ‘ Anlıyorum sizi.’dercesine kafasını salladıktan sonra “ Haklısınız Lord’um. Vampirlerin karanlık tarafa kolay geçecekleri kesin. Onlara Zümrüdüanka ve Chlebos’daki büyücülerin kanının çok lezzetli olduğuna inandırarak karanlık tarafa çekebilirim. Zaten vampirlere en uygun tarafın, bizim tarafımız olduğuna inanıyorum… diyerek yutkundu. ‘ Bizim tarafımız…’ cümlesi beyninde birkaç kez yankılandı. Korku dolu bakışlarla Lord’a baktı. Her hangi bir tepki vermemişti. ‘ Kendini fazla kaptırıyorsun Laurà ‘ diyen iç sesini bastırmak için kendinden emin bir şekilde konuşmaya devam etti.
“ Yani vampirler de bir amaç için büyücüleri öldürüyor biz de… Vampirler karınlarını doyurmak için, biz Büyücü Dünyası’na hükmetmek için. Vampirler karınlarını doyururken, biz de amacımızı bulabiliriz. Beni etkileyen üçüncü taraf... Zümrüdüanka ile başımız dertte iken bir de Chlebos çıktı. Çileyi boz gibi…”diyerek gülümsedi. İğrenç esprileri hiçbir zaman kesilmiyordu. Kendinden nefret ederek, gözlerini Lord’dan kaçırdı. Kalbinin sıkıştığını hissetti. Hasta ve yorgun kalbi, kendini kötü hissettiği anda sıkışıyor, biraz daha kötü olmasına neden oluyordu. Gözlerini kısarak başını hafif öne eğdi. Kalbine destek olmak için sağ elini göğsüne bastırmak istiyordu fakat; acısını hissettirmemek için bunu yapmıyordu. Her nefesinde kalbine bıçak darbesi kadar keskin acılar saplanıyor ve nefes almasını önlüyordu. Kafasını kaldırarak bir kez daha Lord’un gözlerine baktı. Esprisine henüz bir tepki vermemişti. Acısını hissettirmemeye çalışarak, donuk bakışlarla gelecek olan tepkiyi, kalp acısıyla bekliyor, korkuyor, korkuyordu…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Laurà Schatten
Gryffindor, VII. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 7
Galleon : 11
Kayıt tarihi : 19/08/09
Savaş Tarafı : Dark Side.

Kişisel Bilgiler
Quidditch Konumu:
Özel Yetenek: Belirlenmedi.

MesajKonu: Geri: Laurà Schatten.   Cuma Ağus. 21, 2009 3:58 pm

“Sana vampirler hakkındaki ikinci görüşünde katılıyorum Laurà. Tabii bunu en iyi şekilde başarabileceğine de güveniyorum. Sadece vampirler hakkında konuşmak yetersiz kalır. Tek yaratık yok bu Büyücü Dünyası’nda. Kurtadamları, atadamları ve her zaman için bizi seçmiş olan devleri göz ardı etmek haksızlık olur.”

Laurà, birden gözlerini kocaman açtı. Hiç olmaması gereken bir durum gerçekleşiyordu. Lord’un büyüleyici kokusu tüm bedenini kaplamıştı. Her nefes alışında susadığını fark ediyor, dayanmaya çalışıyordu. Boşta kalan elini sımsıkı sardı. Tırnakları avucunun içini deliyordu. Kan damlacıklarının süzüldüğünü fark etti. Bir boşlukta uçuyor gibiydi. Mavi gözleri yavaş yavaş siyaha dönüşüyordu. Gözlerinin altının morarmaya başladığını hissettiğinde gözlerini yere dikti. Lord’un avucunda olan ellerini bir an önce çekmesi gerekiyordu. Tenine değen ellerden uzaklaşırsa her şeyin biteceğinin farkındaydı. Koku o kadar güzel geliyordu ki burnuna… Çiçek bahçesinin ortasında duran bir ziyafet sofrasında gibiydi. Elleri bir anda buz gibi kesilmişti. Bir heykel kadar hareketsiz bir şekilde oturduğu yere yapıştırılmış gibiydi. Kokuyu her içine çektiğinde susaması artıyordu. Dişlerinin sertliğini hissederken, korkak bir şekilde gözlerini döndürdü. ‘ Yapamazsın seni aptal. O senin Lord’un’ diyerek iç sesine bağırdı. Sevdiği insanın kokusunu ciğerlerine çekerken, susamanın doruklarına ulaşmıştı. Her an kendini kaybedebilirdi. Büyücülerin arasında yaşadığı için kan kokusuna, görüntüsüne dayanabiliyordu fakat; bu çok farklıydı. Hiç olmadığı kadar güzel bir koku bütün bedenini hapsetmişti. Nefes almamaya karar verdi. İstediği kadar nefes almadan durabiliyordu. Nefesini tutarak beklemeye başladı.

“Gözlerini kaçırmak acizliktir Laurà. Zayıflıktan başka bir şeyin temsilcisi olamaz bu. Karanlık Lord’a saygındansa da bunu yapmamalısın. Sen bir Lady’sin. Benden çekiniyor, belki de korkuyor olsan da gözlerini kaçırmayacaksın.”

Laurà’yı bu durum oldukça germişti. Kararan gözlerini tekrar Lord’un gözleriyle buluşturdu. Nefes almamaya devam ediyordu. Ne göğsü yukarı inip kalkıyor, ne de burun delikleri oynuyordu. Dikkatini Lord’un sözlerine vermeye çalıştı. Avucunda biriken kan topluluğunun yere doğru akmaya başladığını fark etti. Göz temasını kesmeden beklemeye devam etti…

“Vampirler. Bize güç katacakları kesin, hatta kurtadamlardan daha çok, buna inanıyorum. Dediğin gibi vampirlerin de amacı, bizimkiyle aynı sayılır. Onları ikna etmek, bizi birazdan fazla zorlamaz. Karanlık Taraf Büyücü Dünyası’na hâkim olduktan sonra vampirlere çıkarları gereği bir şey teklif etmek, onları bizim tarafa çekmeyi kolaylaştıracaktır. Gece, bir büyücüden bile güçlü olabilir vampirler.”
Ne gözlerini kırpıyor, ne de taş gibi vücudunu kıpırdatıyordu. Sadece sessizce bekliyordu… Karanlık Lord, karşısında sorunları anlatıyor, yabani yaratıkları karanlık tarafa çekme amaçlarından bahsediyordu. Kurt adamlar, at adamlar, devler… Lord , hiç durmadan gözlerinin içine bakarak konuşuyordu. Kendini o kadar sıkmıştı ki, neredeyse patlayacaktı. O kokuyu tekrar ciğerlerine çekmek için can atıyor fakat bu durumun çok kötü olacağını bildiği için sabrediyordu. Avucunu biraz daha sıkarak bekledi. Elini çenesine yaslayıp düşünen Lord’u süzdü. Çok asil, genç ve oldukça yakışıklı görünüyordu. Karanlık gözleri, içine çekiyordu. Lord’un karanlığında kaybolduğunu fark etti. Eğer nefes alırsa, o kokuyu tekrar duyacak ve kendini kaybedecekti. Göğüs kafesinin içinde çırpınan kalbine kulak vermeyerek sessizce baktı. Lord, gözlerini odanın arka duvarında bulunan kare pencereye çevirdiğini gördü. Aniden gözlerini kapattı. Uzun süre sıktı, sıktı ve sıktı… Acıyana kadar gözlerini sıktı. Tekrar açtığında aynı anda Lord gözlerini Laurà’nın gözlerine dikmişti. Uzun süre gözleri kapalı olduğundan her yeri karanlık olarak görüyordu. Çoğu söyleneni duymakta güçlük çekti. En son duyduğu şey Ruh emicilerdi. Yutkundu…
“Fikirlerini söyle Laurà.”

Birden heykel vücudunun içten içe titrediğini hissetti. Gözlerini kaçırmak istiyordu ancak; göz temasını bozmak istemiyordu. Avucunu biraz daha sıktıktan sonra nefessiz bir halde konuşmaya başladı.

“ Zamanında, Lord Voldemort tarafından karanlık tarafa çekilen Ruh Emiciler, yine bu yolu seçeceklerdir efendim. Dediğiniz gibi, at adamları bence düşüncelerimizden ayırmamız gerekiyor. Kurt adamlar karanlığı sever. Ama yine de onları bizim tarafımıza çekmek güç olacaktır. Devler hakkında bir yorum yapabileceğimi sanmıyorum. Onlarla pek diyalogum yok efendim. Sadece… Aklıma bir şey takılıyor. Chlebos hangi tarafa daha yakın ?”
Son cümlesi o kadar kısık bir sesle çıkmıştı ki, Lord’un duymadığını düşünmeye başlamıştı. Sesi gittikçe çatallaşıyordu. Daha fazla dayanamıyordu. Kafasını, Lord’a biraz daha yaklaştırdığının farkındaydı. Uzun süredir nefes almamasına rağmen, kokuyu unutamıyordu. Aralarında iki karışlık bir mesafe kalmıştı. Kendini çekemediğini fark etti. Duygularına daha fazla katlanamayarak derin bir nefes aldı. O, içini gıdıklayıcı kokuyu derin derin içine çekti. Gözleri dönüyordu. Kafasını geriye attı. “ Olamaz zamanı değil!” diyerek kendine gelmeye çalıştı. Zorlandığının farkındaydı. Kendini bir türlü toparlayamıyordu. Koku çok derindi… Boşta kalan eliyle burnunu kapattı. Avucundan akan kan damlaları üzerindeki siyah elbisesine damlıyor, diken biçiminde şekiller oluşturuyordu. Lord’un yanlış anlamasından korkarak tekrar elini indirdi. Kanının kokusu, biraz da olsun iyi gelmişti. Tekrar nefesini tutarak özür dileyen bakışlarla Lord’u süzdü. Korkusunun arttığını fark etti. Vücudundaki adrenalin yükseliyordu…

“ Bunu nasıl açıklayacağımı bilmiyorum Lord’um. Affedersiniz. Bir an…” diyerek yutkundu. Sağ elinin tersiyle burnuna bastırıp nefes aldı. “ Bağışlayın beni.” diyerek delici gözlere odaklandı. Vampirliği bırakamıyordu. Lord’un enfes kokusu, Laurà’yı alarma geçirmişti. Birden kalbindeki karmaşık duygu seline kapıldı. Lord’a karşı bir şeyler hissettiğinin farkındaydı. ‘ Yoksa böyle olmazdı. Olamazdı… diye geçirdi içinden. Yavaş yavaş kendine gelmeye başlamıştı. Lord’un elini sıktığını fark etti. Utanarak başını eğdi. Yanakları kızarmıştı. Tekrar başını kaldırarak, Lord’un içini eriten gözlerine daldı…


Lord’un keskin ve soğuk bakışlarını üzerinde hissederken dudağını ısırarak gözlerini kocaman açtı. İnce-uzun kaşlarını yukarı kaldırarak bekledi. Ne yapacağını bilemez hâlde sabırsızlıkla bekledi. Her an orada, Lord’un kanına susamış olduğu için ölebileceğinin farkındaydı. Ölmesi zordu, ama ölebilirdi. Ateş... En büyük korkusuydu. Birkaç ay önce Yasak Orman’da bir yangının içinde kalmış, canını kurtarmaya çalışırken yanarak öldüğünü rüyasında görmüştü. Bir kez daha rüyalarından nefret ettiğini hatırlayarak yüzünü buruşturdu. Kısa görünen ama uzun hissedilen bir aradan sonra, Lord’un yüzüne doğru yaklaştığını fark etti. Gözlerini kocaman açarak, Lord’un ne yapacağını kestirmeye çalıştı fakat; anlayamamıştı. Gittikçe yüzüne yaklaşan bu pürüzsüz yüz hatlarından gözlerini ayıramıyor, kalbinin küt küt atmasını durduramıyordu. Atış sesinin Lord’un duyacağından korkarak, bir heykel gibi beklemeye başladı. Lord’un nefesini yüzünde hissediyordu. Çok az bir mesafe olan yüze büyük bir tutkuyla bakmaya devam etti. Bu anın hiç bitmemesini istiyor bir yandan da korkuyordu. Dudakları neredeyse birleşecekti. Laurà küçük çaplı bir şok geçirirken, Lord biraz daha yaklaşarak konuşmaya başladı.
.“Eğer çok merak ediyorsan, Chlebos’un bizden nefret ettiğini ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı’na daha yakın olduğunu düşünüyorum.”
Lord’un dolgun ve pürüzsüz üst dudaklar, dudağına değdiğinde irkildiğini fark etti. Bunu beklemiyordu. Lord’un sadece etkili bir konuşma yapmak istediğini düşündüğü için yaklaştığını zannediyordu.
“Bugünlük bu kadar konuşma yeterli, artık şu işi bitirelim.”
Lord’un kısık sesle dudaklarından dökülen sözcükler, Laurà’nın kulağına gittiğinde, başından aşağıya kaynar sular döküldüğünü fark etti. Heyecanla nefes almaya devam ediyordu. Lord’un Cennetten gelme kokusu tüm bedenini hapsetmişti. Her nefes aldığında biraz daha içine işliyor, büyük bir tutkuyla bu zamanı yıllardır beklediğini hatırlamasına yardımcı oluyordu. Lord’un dudakları tamamıyla dudaklarına değdiğinde gözlerini kapattı. Tapılası dudakların, dudaklarının üzerinde oluşunun zevkini çıkararak karşılık verdi. Yavaş başlayan öpüşme, her saniyede hızlanıyor ve tutkulu bir hale geliyordu. Bu anın tadını çıkarmak için biraz daha yaklaşarak, öpüşmeyi hızlandırdı. Uçuyor gibiydi... Sanki hayat sona ermiş, kendine özel yapılmış olan bir diyarda yaşıyordu.
Lord geri çekilmeye başladığında, kendini dizginleyerek durdu. Bu kısa, ama tutkulu bir öpüşmeyi hiçbir zaman unutmayacağını düşünerek, hızlanan kalp atışı ve nefes alıp vermesini düzene sokmaya çalıştı. Gözlerini açarak, karanlık ve derin gözleri incelemeye başladı. Lord’u ilk kez öpmüştü. Sağ eli ile önüne dökülüp, gözlerini gizemli bir şekilde kapatan kahküllerini düzeterek düzene giren nefes alış verişini dinlemeye başladı. Kendini çok garip hissediyordu. Oldukça güçlü, çekici ve hırslı bir o kadar da dayanıklı. Buna dayanabileceğini sanmıyordu. Yıllardır insanlar arasında olduğu için buna alışmıştı fakat bu kadar güzel bir kokuyu daha önce hiç duymamıştı. Her an, Lord’un o dayanılmaz kokusunu içine çekerken boynuna bastırdığı dişlerini hayal etti. Kendinden korkmaya başlamış, nefret ve kin duymaya yüz tutmuş kalbini istemediğini fark ederken gözlerini Lord’dan ayıramıyordu. Ellerini kucağında birleştirmiş, soğuk bedeninin ısınmasını istiyordu. Buz gibi elleri, ona artık itici geliyordu. Vampir hayatını istemiyordu. Değer verdiği kişilere karşı tehlikeliydi. Her an kendini kaybedebilir ve katil unvanına bürünebilirdi. Kendinden nefret ederek bu düşünceleri zihninden yok etmeye çalıştı. Uzun süredir sessiz kalmışlardı. Heykel gibi oturuyorlardı. Dışarıdan biri gelse, özel bir resim için poz verdiklerini bile düşünebilirdi. Derin bir nefes alırken, göz ucuyla yukarı kalkıp inen vücudunu izledi. Elbisesini üzerindeki kan izlerinden ilk kez tiksindi. Boynundan hiç çıkarmadığı metal Kızılderili Tüy’ü kolyesinin ağırlığını hissetti. Uğur getirmişti...

Lord, oturduğu yerden yavaş yavaş kalktı. Gözlerini ondan ayırmak istemediği için, yukarı kayan göz bebeklerinin neredeyse gözünü yarıp gideceklerini düşündü. Kendisine uzatılan eli tereddütlü bir şekilde tutarak ayağa kalktı. Olduğu yerde sabit bir şekilde durmuş, Lord’un karanlık gözlerinde bir kez daha kaybolmuştu. Kendini rüyada gibi hissediyor ve uyanmamak için direniyordu. Farklı bir vampirdi. Uyuyabiliyor ve geleceğe dair rüyalar görüyordu. Bu rüyayı çok sevmiş ve uyanmamak için dua etmeye başlamıştı.
“Sanırım avlanman gerekiyor Laurà. Safkan büyücülere dokunma ve mümkün olduğunca bu işi kısa sürede bitir. Seni karargâhta bekliyor olacağım.”

Birden irkildi. Bunca olandan sonra bu kadar sert bir ses tonunu beklemiyordu. Boş bulunduğu için irkildiğini fark ederek kendini toparladı ve birden utandığını hissetti. Baştan aşağıya kızarmaya başlamıştı. Gözlerini yere devirerek fısıltılı bir halde “ Emredersiniz Lord’um kısa sürede geleceğim.” diye mırıldandı. Lord’un bu cümleyi duyduğuna pek emin değildi. Çünkü bu sözler dudaklarından dökülürken Lord, çoktan ellerinden kaymış ve kapıya doğru ilerlemişti. İçinde bir burukluk hissederek kafasını kaldırdı. Elleriyle saçlarını toplarmışçasına birleştirdi. Uzun süre öyle kaldıktan sonra ellerini indirdi ve koltuğa doğru yöneldi. Kendini salarak –fırlatırcasına- koltuğa bıraktı. Derin bir iç geçirerek gözlerini kapattı. Kısa bir süre böyle kaldıktan sonra istem dışı bir halde dudaklarının aralandığını fark etti... “ Kan... İhtiyacım olan sadece kan...”diye fısıldadı. Gözlerini yavaş yavaş açarak yutkundu. Dudaklarını sert bir şekilde ısırıp, bulunduğu ortamı gözden geçirdi. Ayağa kalkarak kapıya yöneldi. Sert bir şekilde kapıyı açarak dışarı çıktı. Birden deli gibi koştuğunu fark etti. Önünü görmeden koşuyor, koşuyordu. Ağaçların arasında, kahverengi desen üzerine siyah noktacıkları olan bir ren geyiği gördü. Yavaşladı. Sessizce geyiğe yaklaştı. Birden tüm vücudunu geyiğe doğru fırlattı ve sert dişlerini geyiğe geçirirken, içindeki karmaşık duyguları sadece kan ile bastırdı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Ella Johanson
Şuan bir muggle'sınız. En kısa zamanda rütbe edininiz.
Şuan bir muggle'sınız. En kısa zamanda rütbe edininiz.


Mesaj Sayısı : 18
Galleon : 20
Kayıt tarihi : 11/08/09

Kişisel Bilgiler
Quidditch Konumu:
Özel Yetenek: Belirlenmedi.

MesajKonu: Geri: Laurà Schatten.   Cuma Ağus. 21, 2009 4:00 pm

100.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Laurà Schatten.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Karakter Bölgesi :: Rpg Kutusu :: Değerlendirme-
Buraya geçin: