AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Marschall Paine Vaquier

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Marschall Paine Vaquier
Slytherin, VII. Sınıf


Mesaj Sayısı : 7
Galleon : 11
Kayıt tarihi : 19/08/09
Karakter Yaşı : 23
Savaş Tarafı : Henüz karar vermedi.

MesajKonu: Marschall Paine Vaquier   Perş. Ağus. 20, 2009 1:36 am

Hissizlik, bir muggle kentindeki otel odasında aniden beliren adamın ilk fark ettiği şeydi. Kulakları işitmiyordu, heterokromia olan gözleri hiçbir yeri göremeyecek şekilde yumuluydu. Cisimlenmeden önce kıpırdatabildiği vücudunun tek bir zerresini bile oynatamıyordu. Her şeyin kafasında olup bittiğini biliyordu, her şeyi o uyduruyordu. Öldüğü falan yoktu, otel odasındaydı işte. Burnuna kan kokusu gelince homurdanarak gözlerini açtı. Korkusu geçmişti, kulaklarındaki uğultu da aynı zamanda sona ermişti. Sertçe yutkunarak ayağa kalktı. Perdeleri yarı yarıya kapalı odada, dışarıdan geçen birinin dikkat etmeyeceği kadar silik bir görüntüsü olan, üzerinde eski, siyah bir takım elbiseyle pencereye yürüyen adam, mavi ve kahverengi gözleriyle perdenin arkasından sokağa baktı. İnsanlar peşlerinden iblis kovalıyormuş gibi telaşla yaşıyorlardı; her zamanki gibi. Olan biten tüm olaylara rağmen gülümsedi genç adam. Mavi ve kahverengi, kırmızının –kanın- üzerinde gezinirken bir anda yere yığıldı. Ömründe ilk defa asa kullanmadan birini öldürmüştü veya öyle hatırlıyordu. Ellerindeki kana bakılırsa bayağı zor olmuştu bu. Hiçbir yere değmemeye çalışarak ayağa kalktı. Yürümeye yeni başlamış bir bebek gibi banyoya gitti. Ellerini çeşmenin altına uzattı ve soğuk suyun ellerine çarpmasıyla gözlerini kapatıp rahatladı. Tamamen arındığına emin olduğunda geri çekildi ve daha dinç bir şekilde gülümsedi. Bitmişti, ondan kurtulmuştu. Hayatını mahvetmiş olandan kurtulmuştu. Eski ve siyah takımının cebinden ucu kütleşmiş, muggle yapımı bir kurşun kalem çıkardı. Çekmecesindeki siyah deri kaplı defterini açtı ve not düştü. ~Nişanlım Laura, özgürlüğü uğruna feda ettiği bebeğimizin ruhu için öldürüldü.- Eli bile titremeden kalemi yavaşça defterin yanına bıraktı. Biraz hava almaya ihtiyacı vardı. Çok fazla insanın olmadığı bir yere gitmeliydi. Bir de aptal mugglelar’ın gereksiz telaşlarına tahammül edemezdi doğrusu. En iyisi kendi dünyasına dönmekti. Tek telaşın savaş ve kazan pastası yemek olduğu dünyası. Büyücü bir ruh bundan daha başka ne isteyebilirdi ki? Eski ve siyah takımından kurtulduktan sonra duşa girdi. Soğuk su yüzüne çarptıkça sessizce keyif nidaları çıkarıyordu. Rahatlamayı bir kenara bırakarak duştan çıktı ve vakit kaybetmeden kurulandı. Madem kendi dünyasına gidiyordu, istediği cüppeyi de giyebilirdi. Dolabından yine siyah renkte bir cüppe çıkardı ve üstüne geçirdi. Aynada kendisine bakıp güldü. Saçlarını elleriyle karıştırdı, böyle daha şık durduğuna inanıyordu. Artık hazırdı, sadece zorlu bir cisimlenmeye katlanmak zorundaydı.

Gece peşinden Macar boynuz kuyruk kovalıyormuş gibi bastırmıştı. Uzun zamandır bu kadar sisli bir gecede yaşamamıştı. Adeta sislerin arasından çıkan bir canavar gibi mezarlığa girdi. Burada pek fazla insan olmazdı, ölüleri saymazsa eğer. Telaşla cebinden saatini çıkardı ve anında yüzüne bir sırıtma hakim oldu. Saat üçtü. Aklına bir an Fitzgerald'ın yazdığı bir deyiş geldi: "Ruhun gerçekten karanlık içinde olduğu bir gecede, saat her zaman sabahın üçüdür." Yavaşça başını salladı ve saatini cebine geri attı. Şimdi ne yapacaktı? Oturup düşünecek miydi? Artık hayatına bir yön vermeliydi. Aylak aylak dolaşıp, salak babasının sırtından geçinmeye devam edemezdi. Laura da gittiğine göre, artık kendine yeni bir aile bulmalıydı. Aile kelimesi ona hep çok uzaktı. Ne zaman kendine yakın birini bulsa, onu bir şekilde kaybetmeyi biliyordu. Bir kez olsun işlerin farklı yönde gitmesini istiyordu. Sadece bir kereliğine. Başka hiçbir şey istemiyordu Merlin'den. Bezgin bir biçimde kimin olduğunu bilmediği bir mezar taşının yanına oturdu. Kafasında binlerce düşünce vardı. Ama hep bir boşluğa bakıyordu. Birkaç saat öncesinde olan ve hatırlamakta güçlük çektiği şeylerin boşluğuydu bu. Başını ellerinin arasına alıp mavi-kahverengi gözlerini yere devirdi. Neden hep cins şeyler onu bulmak zorundaydı ki? Bakışları bile diğerlerinden farklıydı. İnsanlar ona garipseyerek bakıyorlardı. Gülümseyerek başını kaldırdı. Karşısında genç bir bayan vardı. Siyah küt saçları ve yeşil gözlerini neredeyse kapatan uzun bir kahkülü vardı. Paine, genç bayan aniden ortaya çıktığı için yerinden sıçradı ve asasını çekti. “Bak, adın her ne ise, bir bayanı etkilemek istiyorsan o çıkarttığın sopa son çare olmalı.” Paine asasını cebine attıktan sonra sorgular gözlerle kıza baktı. Onun geldiğini niye duymamıştı? Genç bayan, adamın sorgulayan gözlerini görmezden gelip onun yanına oturduğunda gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Paine, ne var, dercesine kafasını salladı. “Tırnaklarının içi neden kırmızı? Sende kasap tipi yok.” Adam başını iki yana salladı ve güldü. Hayır, elbette ki kasap değildi. “Ben şey, bir çeşit sanatçıyım. Boya kalmış olmalı.” Genç bayan anladığını belirtircesine başını salladı. Tatmin olmuş gibi bir hali yoktu. İyi de, kimse ona mezarlıkta, gidip de bir katilin yanına oturmasını söylememişti ki! Yoksa bu genç bayan bir polis memuru muydu? Paine’in suç işlediğini biliyor muydu? Adam, keskin uçlu usturasının bulunduğu, cüppesinin iç cebine uzandı. Bunu öyle rahat bir şekilde yapmıştı ki kadın hiçbir şey yokmuş gibi durmaya devam ediyordu; kahkülünü kulağının arkasına atmakla meşguldü o. Cebinden çıkarmış olduğu usturanın çeşitli hikayeleri vardı. Bir keresinde ona bu, ölen annesinden miras kalmıştı. Hatta bir kere de sahip olduğu tek değerli şey rolü biçilmişti ona. “Annelerden çocuklarına usturadan daha sıcak şeyler miras kalır, Paine.” Genç bayanın soğuk sesiyle irkildi ve zihnini kapatmaya çalıştı. Kız onun aklını mı okumuştu? Başka türlü hikayeyi bilmesi imkansızdı. Bilen tek kişi ölmüştü; öldürülmüştü. Nefes almaya bile vakit kaybetmeyerek usturayı açtı ve genç bayanın çene hizasının bir parmak kadar altına yerleştirdi. Yapabilirdi, korkmuyordu. Bir daha asla hatırlamayacağı şeyden korkmuyordu. Usturayı yavaşça bastırırken genç bayanın ince bedeni kollarından yok oluverdi. Ondan geriye kalan tek şey Paine’in aklından uydurmuş olduğu bir hikayeydi. “Merlin, onun suçsuz ruhunu yanına al!” Her şeyin yalan olmasına rağmen dizlerinin üstüne kapaklanmış ve cinayet işlediği için suçluluk duygusu çeken bir adam vardı. Gerçeğe hiç bu kadar yakın olmamış bir biçimde.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Chrysanthe Schalewski
Astronomi Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 32
Galleon : 36
Kayıt tarihi : 19/08/09
Savaş Tarafı : Tarafsız

MesajKonu: Geri: Marschall Paine Vaquier   Perş. Ağus. 20, 2009 1:53 am

Puanınız 93.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Marschall Paine Vaquier
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Karakter Bölgesi :: Rpg Kutusu :: Değerlendirme-
Buraya geçin: